ENGLISH  City Guide of the Pearl of Turkey  REKLAM

Yakın Çevre

Featured Post, Şehri Keşfet: Bu ​​kılavuz altında

Şirince

İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı ve Selçuk’a 8 km. mesafede tarihi mimarisi korunmayı başarılmış turistik bir köydür. Köyde halen bazı Rum evleri pansiyon olarak hizmet vermektedir. Şirince’de imal edilen ve pazarlanan değişik şarap türleri Türkiye çapında ün kazanmıştır. Köy içinde harap durumda olan iki Rum kilisesi bulunmaktadır.

Selçuk-Efes

İzmir-Aydın karayolu üzerinde İzmir’e 74 km. mesafededir. Selçuk, Antik Çağ’ın en önemli yerleşim yerlerinden biri olmuştur. Selçuk’ta bulunan tarihi yapıların büyük bir bölümü ayaktadır. Efes ören yeri, Türk ve dünya turizmi açısından çok önemli bir merkezdir. Efes Arkeoloji Müzesi ülkemizin en çok ziyaret edilen müzelerinin başında gelir. Selçuklu sanatının en önemli eserlerinden biri olan İsa Bey Camii Selçuk’tadır. Cami, hem avlulu Türk camii tipinin, hem de Anadolu sütunlu camilerinin bilinen en eski örneğidir.

Pamucak Plajı, kıyı turizminin çok daha gelişeceği bir alan olarak ortaya çıkmaktadır. Selçuk dünyanın en büyük açık hava müzelerinden biri olarak kabul edilebilir. İlk çağın en ünlü şehirlerinden biri olan Efes, Küçük Menderes Nehri’nin sularını boşalttığı körfezin yakınında kurulmuştur. Tarıma elverişli toprakları, Doğu’ya açılan büyük bir ticaret yolunun başında oluşu, gerek Antik Çağ’da, gerekse de Hristiyanlık döneminde çok önemli bir dini merkez oluşu, tarihe büyük bir kent olarak geçmesini sağlamıştır.

İlim ve sanat dünyasında da adını duyurmuş, ünlü kişiler yetiştirmiştir. Bunlar arasında, rüya tabircisi Artemidorus, şair Kallinos ve Hipponaks, filozof Herakleitos, ressam Parrhasius, gramer bilgini Zenodotos sayılabilir. Efes’in tarihi M.Ö. 6. binyıl a kadar uzanmaktadır. Bu sonuca son yıllarda Arvalya ve Çukuriçi höyüklerinde ele geçen bulgularla varılmıştır. Ayasuluk Tepesi’nde yapılan kazılar da burada Erken Tunç Çağı’ndan Hellenistik Çağ’a kadar kesintisiz yerleşmenin var olduğunu göstermiştir. Bu da eski Efes’in Ayasuluk Tepesi’nde olduğunu, buranın Anadolu kavimleri ve Hititler tarafından iskan edildiğini ispatlamaktadır.

Seferihisar

Teos

Teos, Anadolu ve adaları üzerindeki 12 İon kentinin en önemlilerinden biridir. İlk yerleşme M.Ö. 11. yüzyılda Minyaslılar tarafından kurulmuştur. Teos’un kuzey ve güneyinde iki limanı ve her iki limandan ortalama 1.5 km uzaklıkta ortadaki bir tepe üzerinde akropolü vardır. En eski surlar bu tepe üzerindedir. Kent, akropol ile güney liman arasında gelişmiştir. M.Ö 3. yüzyıla ait sur duvarları düz hatlar ve dik kırıklıklarla devam eder. Güneyde limana ait bazı kalıntılar vardır. Aynı şekilde kuzeyde Sığacık kale surları altından denize girmiş bazı liman kalıntıları mevcuttur. Surların hemen yanında inşa edilen tapınak, Teos’un büyük tanrısı Dionysos için yapılmıştır. Tapınak, batı kesiminde duvar içindedir. Mimarı M.Ö 2. yüzyılda yaşamış Priene’li Hermogenes’tir. 1924 yılında yapılan kazılardan sonra Mabedin mermerleri hemen yakında kurulan bir mermer atölyesinde işlenip satıldığından günümüze çok az kalıntı kalmıştır. Dionysos şenliklerinin düzenlendiği bu kentte en önemli yapı olan tiyatro, kentin güneyindedir. Helenistik yapıdaki tiyatroda oturma yerleri (Auditorium) bugüne ulaşmamıştır. Tiyatronun olduğu yerden çevreyi seyretmek çok uygundur. Tiyatro manzarası Myonnessus’u içermektedir. Odeion 1964 yılında bulunmuştur. Tiyatroya benzeyen bu yapıda 11 oturma sırası görülmektedir. İki kişi onuruna Roma döneminde dikilen heykellerin yazılı altlıklarıburada bulunmuştur. Odeion o dönemde genellikle müzik dinlenilen, üstü kapalı bir mekandır. Kent merkezinin kuzey doğusundaki büyük yıkıntı alan ise Gymnasion‘dur. Tapınağın güneyinde günümüzde hala ayakta kalmış olan su deposu vardır. Yaklaşık 45 m boyundaki bu yapı yamaca inşa edilmiştir. Depoya su güney batıdaki Çeşmebaşı kaynağından künklerle getirilmiş, buradan planlı bir sistemle tüm kent ve limana dağıtılmıştır. Teos’daki binalar sert kireç taşından yapılmıştır. Bu taşlar Seferihisar’dan 1.5 km kadar uzaklıkta bugünkü adı Taşdibi olan bir tepeden çıkarılmıştır.

Myonnesos

Doğanbey körfezinden 1 km kadar kuzeyde Myonnesos‘un olduğu yer, günümüzde Çıffıtkale veya Sıçanadası olarak bilinmektedir. Bir zamanlar Dionysos sanatçılarının barındığı yer olarak da adı geçen adanın ana kara ile bağlantısı güneyde 25-30 cm su altında kalmış olan antik yol ile sağlanmaktadır. Düz alanlardan yoksun kayalık adada görülen Myonnesos’a ait tek yapı kalıntısı 2,5-3 m yüksekliğinde ve 5-6 m uzunluğunda olan antik duvardır. Çok büyük boyutlu taşlarla inşa edilen bu duvar M.Ö. 500′lü yıllara tarihlenir. Üst kısımlarda mevcut kalıntılar ise 16. yy. a ait. Myonnesos’da Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait izlere de rastlamak mümkündür. Selçuklular döneminde İpsilihisar olarak anılan ada, Aydınoğullarının son beyi olan Cüneyt Bey’in kalesi olmuştur. Tepenin hemen üstünde yer alan sıvaları korunmuş olan üç sarnıç ile bazı yapı kalıntıları Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine aittir.

Sığacık

Bugün Seferihisar’ın bir mahallesi durumunda olan Sığacık, ilçe merkezinin 5 km batısında, 16. yüzyılda inşa edilmiş bir kalenin surları içinden çevreye doğru yayılan bir yapı kazanmıştır. Bu yerleşme eski Teos’un kuzey limanını oluşturan koydadır. Sığacık kalesi ve sur duvarları 1521-1522 yıllarında Kanuni Sultan Süleyman’ın emri üzerine inşa ettirilmiştir. O dönemde meskun bir yer olan Sığla-Sığala’ya ( Sığacık) bir dış kale bir de koğuş tabir edilen askerlerin günlük hayatını ve eğitimini geçirdiği iç kaleden oluşan bir kale yapılmıştır. İç kalenin denize bakan kısmında iki burç ve iki kapı bulunmaktadır. Dış kale ise Kuşadası, Ayasuluk ve Seferihisar adlı üç kapıya sahiptir. Aslında İki katlı olan kalenin kalan tek katının surlarına iki kulenin gizli merdivenlerinden tırmanılır. Sığacık kalesi bir yerleşme yerini savunmaktan çok bir deniz üssü olarak hizmet vermiş, daha sonraları gümrük kontrol merkezi olarak kullanılmıştır. Kalenin surları ve iki kulesinden başka içinde Süleyman Han Cami, hamam ve mescit vardır. Surların yapımında Teos antik kentinin taşlarından yararlanılmış olup, duvarlarda Teos’tan gelme kitabelere rastlamak mümkündür. Kale içinde evler bitişik düzende olup ,bazıları tek bazıları da iki katlıdır. Evlerin çoğu kerpiçtendir ve büyük bölümünde iç avlu bulunmaktadır. İki katlı evlere cumbalar ve tahta panjurlar eklenmiş, içerdeki merdivenler ve kapılar ahşaptan yapılmıştır.

Sardes

İzmir çevresinin en önemli antik yerleşimlerinden olan Sardes harabelerine İzmir’den Uşak yoluyla ulaşabilirsiniz.(88 km.) Ören yeri Salihli’ye 7 km. kala karayolu üzerinde solunuzda. Buraya kadar gelmişken ihtişamını hâlâ muhafaza eden Sardes’e ve oradan da geleneksel Türk evlerinin en güzel örneklerinin bulunduğu Kula’ya gitmelisiniz. Büyük bir uygarlık kurmuş olan Lydia (Lidya) Krallığının merkezi Sardes kentiydi, bulunan antik kent kalıntıları uygarlıktan günümüze ulaşanlardır. İzmir-Salihli yolu üzerinde, otobüsle geçenler Gymnasion’u görürler. Geceleri de aydınlatıldığı için çok etkileyici görünür. Ünlü Kral Yolu Susa’dan başlıyor ve Sardes’de sona eriyordu. Batı Anadolu bütünüyle Perslerin eline geçtiğinde Sardes Pers egemenliğinin kalesi oldu. Lydia yüzyıllık bir zaman diliminde Anadolu’nun en güçlü devleti olmuştu. Para basan ilk devlet olarak ticarette büyük ün kazanmışlardı. Kentin ortasından geçen Poktolos (Sart) Çayı beraberinde altın tozları getiriyormuş. Lydia’nın zenginliğinde altının da önemli payı olduğu anlaşılıyor. Çayın kenarında ortaya çıkarılan altın işleme atelyeleri şimdilik ziyarete kapalı tutuluyor. Harabeleri karayolu kenarından başlayarak gezebilirsiniz. Restore edilerek ayağa kaldırılmış yapı gymnasion-hamam kompleksidir. Hemen yanındaki yapıise M.S. III. yy’da eklenen sinagogdur. Sütunlu avludan hamama girilir. Kentin ana yolu sinagog ile Gymnasion’un tam karşısında, asfalt yolun öbür tarafındaki büyük yapı rahip evidir. Bronzlu evin ilerisinde agora kalıntıları, akropolün güney eteğinde de Bizans surları kalıntıları görülmektedir. Karayolunun Salihli yönüne devam edildiğinde avlulu Roma yapısı, Bizans Kilisesi ve Roma hamamı kalıntıları yer alıyor. Akropole doğru ilerlerken Roma Stadionu görülüyor. Yıkılan eskisinin yerine Roma Döneminde yapılan 20000 kişilik tiyatro, Sard Çayı boyunca Artemis Tapınağı’na doğru yüründüğünde sırası ile mezar anıtlar ve tapınak görülüyor. Tapınakta Artemis ile Kybele’ye birlikte tapılmıştı. Günümüze en iyi durumda ulaşmış Artemis tapınaklarından birisidir. Paktolos/Sart çayı kıyısında, Artemis tapınağına giden yolun batısında yeralan çukurda, Lidyalılar’ın altın işlikleri bulunuyor. Beton çatılarla korunan işliklerin ortasında Kybele sunağı bulunuyor. Civa ile karışık altın, Paktolos çayından koyun postları ile toplanıp tuz ile ergitilip ayrıştırılıyordu.

Bintepe Tümülüsleri

Salihli ilçesinin kuzeybatısındaki küçük Marmara Gölü’nün güney kıyısında yer alan ve Bin Tepeler olarak bilinen mezar tümülüsleri Anadolu’da bulunmuş en büyük tümülüslerdir. Lydia Krallığının mezar tümülüsleri çok büyük ve gözalıcı eserlerdir. Antik çağın tarihçisi Heredotos en büyüğünün 355 metre çapında, daire çevresi 1115 metre ve yüksekliği de 69 metre ölçülerindeki Alyattes Mezarı olduğunu belirtiyor. Bu mezar anıtlarının Anadolunun pramitleri olduğunu söyleyebiliriz. Tümülüslere Sardes harabelerinden toprak bir yolla otomobille iki saate yakın bir yolculukla ulaşabilirsiniz. İnsanoğlu tarihe bakıp atalarının ayak izlerini ararken 26 bin yıl geriye kadar gidebilmiş. Manisa’nın Kula ile Salihli ilçeleri arasındaki volkanik tüflerde bulunan ayak izlerinin tarihi işte bu kadar eskilere gidiyor. Daha ayrıntılar vardır, her ne kadar ilk anda insanın dikkatinden kaçsa da, düşününce çarpıcı bir etki yaratır.

Kula ve Evleri

Manisa’nın Uşak tarafındaki ilçesi Kula İzmir-Ankara karayolu üzerinde bulunuyor. İzmir’den 120 km uzaklıktaki. Yaşam biçimi, doğa ve mimarinin uyumlu bütünlüğü ile oluşan geleneğin korunup günümüze ulaşabildiği özgün yerleşim yerlerinin en önemlilerinden biri olan Kula’nın tarihi MÖ 1.yüzyıla uzanıyor. Arnavut kaldırımlı sokaklar, taş döşeli avlular, bakımlı bahçeler ve içleri minderli, yastıklı evlerle dünü bugüne taşıyan bir ilçedir Kula. Sokaklar yağmur sularının akabilmesi için ortaya doğru eğimlidir. Daracık sokaklarda dolaşırken yüksek duvarlarla kapalı avluların içini göremezsiniz. Duvarlar ev yaşamının gizliliğini sağlar. Evler taştan yapılmıştır, genellikle 2 veya 3 katlıdır. Kula çarşısı da, geçmişin renklerini taşır, tıpkı evleri gibi. Ünlü Kula halıları ve kilimlerinin satıldığı dükkanları, demirci ve bakırcıları, derici ve basmacıları daracık sokaklarda yan yanadır ve bir renk cümbüşü oluşturur. Gezmeye doyum olmaz, alışveriş edilmese bile. Saray halıları arasında yer alan Kula halıları daha çok seccade biçimindedir. Mihrap çok yalındır, üçgen ya da düz, basamaklı mihrabın üst bölümünde, yastık dikdörtgen yazıtlık bulunur. Gördes seccadelerine göre daha mat renklerdedir. Kömürcü Kula olarak anılan halılar siyaha yakın bir kahverengidir. Değişik renkler de kullanılmaktadır.

Foça – Phokaia

Phokaia İzmir ‘in Foça İlçesi’nin Antik Çağ’da ve Bizans Dönemi’ndeki adı olup, Yunan Arkaik Dönemi’nin önemli merkezlerinden biriydi.

Arkaik Dönem Phokaia’sından günümüze ulaşmış en iyi durumdaki mimari buluntu şehrin savunma duvarlarından oldukça gösterişli payandalı ve yüksekçe bir bölümdür.

Bu duvarın yapılışından ve mimarisinden tarihin babası Herodotos ta söz eder ve ortaya çıkarılan kalıntılar onun tariflerine tıpatıp uymaktadır.

Phokaia Arkaik Dönem’den başlayarak üzerinde şehrin sembolü fok balıklarının kabartmasının da basıldığı elektron sikke kullanımına geçmiş ve Midilli’deki (Lesbos) Mytiline kentiyle yaptığı bir anlaşmayla elektron sikkelerin altın gümüş oranı ve gramajında belli standartlaşma sağlamıştır. Phokaia’da arkeolojik kazılar halen devam etmektedir. Son dönemde Athena tapınağı alanında bulunan Arkaik Dönem’den malzemesi işlemesi nispeten kolay tüf taşından (Foça taşı – lithos phokaikos) büyük griphon ve at heykelleri Phokaia’nın Antik Yunan dünyasında büyük taş heykeltıraşlığındaki öncü konumunu da ortaya koyar. Arkaik Dönem Athena Tapınağı’dan İon düzeninde sütun başlığı parçaları ve bazı duvarlar, Foça yolu üzerindeki Taş Kule olarak bilinen Pers mezar anıtı, Şeytan Hamamı olarak adlandırılmış olan Hellenistik Dönem’den kaya mezarı, Roma Dönemi’nden mozaikler, süslemeli mermer bloklar ve seramik atölyelerinin bozuk üretimlerinin atılmasıyla oluşmuş çöplükler bu şehirdeki diğer önemli antik kalıntılardır. Dış Kale olarak adlandırılan savunma amaçlı da kullanılmış Ceneviz yapımı gemi barınağı, tarihi yarımada üzerindeki Osmanlı Dönemi’nden kale olarak adlandırılan benzeri amaçlı bir yapı ve iki cami, aynı dönemden görece iyi korunmuş kitabe ve plastik süslemeleriyle mezar taşları Phokaia’daki önemli tarihi eserlerdir. Phokaia Antik Kenti’nin yoğun yerleşim görmüş alanlarının büyük bölümü günümüz şehrinin yapıları altında bulunmaktadır.

Çeşme

İzmir ilinin batısında yer alır. Doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve güneyden Ege Denizi ile çevrilidir. İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginliklerinden biridir. Oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilidir. Kentte yapılan arkeolojik çalışmalarda, M.Ö. 7.yy’ın 2. yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır. Çeşme yöresi, XI. yy. sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV. yy. sonlarındadır. En çarpıcı Osmanlı eseri Çeşme Kalesi’dir. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Kaleye ek olarak bir de kervansaray bulunmaktadır.

Bergama – Phergamon

Pergamon, günümüzde İzmir iline bağlı Bergama ilçesinin merkezinin yerinde kurulu antik kentin adıdır. Pergamon, eski çağlardada Misya bölgesinin önemli merkezlerinden biriydi. İÖ 282-133 arasında da Pergamon Krallığı’nın başkentiydi. Bu dönemde saray, tapınak, tiyatro gibi yapılarla yapıldı, kent kule ve surlarla çevrildi. Eski kentin kalıntılarını, ilk kez 1870’lerde bulundu. Pergamon’da ilk araştırma ve kazı çalışmalarına da 1878′de başlandı. Kazılar ve onarım çalışmaları günümüzde de sürmektedir. Pergamon Akropolü, Orta Kent, Aşağı Kent ve Roma kenti görülmesi gereken yerlerdir.